Ağaç Biyosfer Mi? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir Bakış
İstanbul’un gürültüsünden, trafiğinden, yoğunluğundan her gün biraz daha yoruluyorum. Bazen toplu taşımada sıkış tıkış gittiğimde, yaşadığımız şehirdeki çeşitliliğin zenginliği kadar, bu çeşitliliğin getirdiği eşitsizlikleri de gözlemliyorum. Sokakta gördüğüm insanlar, farklı yaşam biçimleri, cinsiyet rolleri ve toplumsal yapılar… Tüm bunlar kafamda sürekli dönen bir soru yaratıyor: Ağaç biyosfer mi? Belki de biraz garip bir soru ama düşündükçe, aslında bu sorunun bile toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet ile ilgisi olduğunu fark ettim. Hadi, biraz dağılmadan, buna nasıl bağlandığımıza bakalım.
Ağaç ve Biyosfer: Temel Tanımlar ve Kapsam
Öncelikle, biyosfer dediğimizde, Dünya üzerindeki tüm canlıların yaşam alanlarını ifade ettiğimizi biliyoruz. Bu sistemde insanlar, hayvanlar, bitkiler, denizler, okyanuslar ve atmosfer bir arada var olur. Ağaçlar da bu biyosferin önemli bir parçasıdır. Onlar, yaşam için vazgeçilmezdir; oksijen üretir, karbondioksiti emer, ekosistemi dengede tutarlar. Ancak burada devreye toplumsal cinsiyet ve çeşitlilik gibi konular nasıl giriyor? Cevap basit değil.
Biyosferin bir parçası olan ağaçlar, hayatın temel unsurlarından biri olarak kabul edilse de, farklı toplumsal gruplar, farklı yaşam biçimleri, aynı ağaçları ve bu biyosferi çok farklı şekillerde deneyimleyebilir.
Ağaç Biyosfer Mi? Toplumsal Cinsiyet ve Doğanın Paylaşımı
Bir sabah, Kadıköy’den işe giderken, metroda bir sahne dikkatimi çekti. Genç bir kadın, ellerinde dolap dolusu iş dosyalarıyla ayakta duruyor, ama etrafındaki birkaç adam rahatça oturuyor. Bu, Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gözler önüne seren bir tabloyu yeniden gösteriyordu. Kadınlar, toplumda genellikle daha fazla fiziksel ve duygusal yük taşırlar, tıpkı doğanın kendisini daha fazla taşıyan, emek harcayan bir yapısı gibi. Bu bağlamda ağaçlar da benzer bir şekilde, biyosferin en “çalışkan” unsurlarıdır.
Ağaçlar, sürekli olarak büyürler, oksijen üretirler, suyu tutar ve toprakları korurlar. Toplumdaki kadınlar da benzer şekilde, genellikle daha fazla iş yüküyle, “doğal” bir şekilde destek olurlar. Sosyal yapılarımızda kadınların emekleri bazen görünmez kılınırken, ağaçların da aynı şekilde toplumsal yapılarla ilgili sorunların, adaletsizliklerin ve iktidar ilişkilerinin içinde yer aldığını fark ediyorum. Bu benzetme, bir anlamda doğa ve toplumsal cinsiyetin kesişen yollarını gösteriyor.
Bir ağaç, kökleriyle toprağa bağlıdır, tıpkı bir kadının toplumdaki rolüyle kökleşen görevleri gibi. Kadınlar ve ağaçlar, temelde birbirlerini beslerler: Ağaçlar dünyayı oksijenle, kadınlar ise aileyi ve toplumu farklı şekillerde beslerler. Ama buna rağmen her iki gruptan da bazen fazla şey beklenir, bu yük genellikle göz ardı edilir.
Çeşitlilik ve Ağaçlar: Doğadaki Farklılıklar ve İnsan Toplumlarındaki Eşitsizlik
Ağaçlar arasında da çeşitlilik vardır. Örneğin, her türün farklı iklim ve toprak şartlarında yetişmesi gerekir. Bu çeşitlilik, doğanın gücünü ve dayanıklılığını ortaya koyar. İnsan toplumu da tıpkı bu çeşitliliğe sahip. İstanbul’daki farklı mahallelerde yaşayan insanlar, farklı kültürlerden, farklı cinsiyet kimliklerinden ve farklı yaşam tarzlarından gelmiş olabilirler. Ama herkesin bu çeşitliliğe saygı duyması ve her bireye adil bir şekilde davranılması gerekir.
Fakat, tıpkı doğada olduğu gibi, çeşitliliğin toplumsal karşılıkları da eşitsizdir. Herkes aynı fırsatlara sahip değildir. Örneğin, İstanbul’un varoşlarında yaşayan kadınlar, sınıf atlama veya toplumsal düzeyde yükselme fırsatlarına sahipken, şehir merkezinde daha fazla fırsata sahip bireyler olabilir. Ağaçların, doğanın belirli bölgelerinde daha iyi büyüyebilmesi gibi, bazı insanlar da ekonomik, kültürel ve sosyal olarak daha iyi büyürler. Bu çeşitliliğin, eşitlik ve sosyal adaletle harmanlanması gerektiğini düşünüyorum.
Toplumsal yapılarımızda çeşitliliğin ve eşitliğin yok sayılması, bireylerin doğal haklarını da tehdit eder. Yani, ağaçların daha sağlıklı büyümesi için gereken çeşitliliği ve dengeyi, insan toplumlarında da kurmalıyız. Doğada çeşitliliğin korunması, biyosferin dengesini sağlar. Bizim de toplumumuzu adaletli kılmak için, cinsiyet, ırk, kültür, inanç ve diğer farklılıkların eşitlikçi bir şekilde korunması gerekir.
Ağaç Biyosfer Mi? Sosyal Adalet Perspektifi
Bir gün, iş çıkışı yürüyüşe çıktım, Bağcılar’daki yeşil alanlardan birine girdim. O anda kafamda yine bu soru vardı: Ağaç biyosfer mi? Ağaçların biyosferin bir parçası olduğunu biliyoruz, ama biz, insanlar da biyosferin bir parçası değil miyiz? Neden bazen biyosferin adaletsizliğine sessiz kalıyoruz? Sosyal adalet, yalnızca ekonomik eşitsizliklerle değil, aynı zamanda çevresel eşitsizliklerle de ilgilidir.
Bunu düşündüğümde, çevresel adaletin, sosyal adaletin bir parçası olduğunu fark ettim. Yoksul mahallelerde yaşayanlar, doğanın zarar görmesinden daha fazla etkilenirler. Bu insanlar, aynı zamanda çevresel felaketler ve iklim değişikliklerinin bedelini de daha ağır öderler. Eğer sosyal adalet sadece ekonomik eşitsizlikleri düzeltmekle sınırlı kalırsa, çevresel eşitsizlikler de artar. Ağaçların ve biyosferin sağlığına, tıpkı insanlar gibi, tüm sosyal grupların erişebilmesi gerekir.
Sonuç: Ağaçlar ve İnsanlar Birbirini Besler
Ağaç biyosfer mi sorusunu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından incelediğimizde, aslında doğanın bir parçası olan ağaçların, sosyal yapılarla ne kadar paralel bir şekilde işlediğini görüyoruz. Ağaçlar gibi toplumlar da çeşitliliği içinde barındırmalı, adaleti gözetmeli ve her birey bu biyosferin sağlıklı bir parçası olabilmeli. Ağaçlar, doğayı dengede tutarken, biz de toplumsal yapıları dengelemeli, her bireyin fırsat eşitliğinden faydalanmasını sağlamalıyız. Yani ağaçlar biyosferin bir parçası, bizler de bir toplumun parçasıyız ve bu ilişki, birbirimizi daha iyi anlamak ve birlikte daha güçlü bir dünya kurmak için temeldir.